27. Dönem Oda Başkanımız Ecz. İ.Yalın Ökmen'in Genel Kurul'daki Konuşma Metni

Sayın Vekilim, sayın Merkez Heyeti Üyem, Kooperatifimizin değerli başkan ve yöneticileri, sahibi olduğu Oda’nın, yılda 1 defa yapılan Genel Kurulu’na katılıp,  mesleğine olan saygısını gösteren siz değerli meslektaşlarım, öncelikle hepinize hoş geldiniz demek istiyorum. Şahsım ve Yönetim Kurulu adına hepinize saygılarımı sunuyorum.

Biliyorsunuz ki, 2015 yılı aralık ayında Kubilay Aydın’ı Merkez Heyeti’ne göndermemizin ardından, Bursa Eczacı Odası Başkanlığı görevini devir aldım. Yaklaşık 21 aydan bu yana çalışmalarımızı sürdürdük ve bugünkü genel kurula kadar geldik. Bu dönem bizler için güzel bir dönem oldu. Keyifli bir biçimde çalıştık. Genç meslektaşlarımızla güzel bir birliktelik yakaladık. Eczacılığa daha uzun yıllar emek vermiş meslektaşlarımız da tecrübeleriyle bize destek verdi.

Tabi Bursa’da keyifli bir dönemden söz ediyoruz, ama ülke gündemi bizim bu keyfimizin önüne geçti. Ülke genelinde yaşanan sıkıntılar o kadar büyüktü ki, bizim yereldeki sorunlarımız bu sıkıntıların yanında anılamayacak kadar hafif kaldı. Dış politikadaki yaşananlar, dünyada yalnızlaştırılmamız ve dünya devletleri arasında kale alınmaz hale gelmemiz, içinde bulunduğumuz dönemde yaşadığımız olayların sadece birkaçı. Elbette kısa bir süre önce   ilk anmasını gerçekleştirdiğimiz 15 Temmuz darbe girişimini de unutmamak gerekiyor. Darbe girişiminin nasıl gerçekleştirildiği halen çözülmemiş bir bilmece olarak karşımızda dururken, bu dönem Türkiye’nin en karanlık dönemi olarak tarihimizdeki yerini alacak. Nasıl bugün 60’lardaki, 80’lerdeki darbeleri hala çözülememiş ve ülkemize çok şeyler kaybettirmiş ise, bu girişim de aynı biçimde Türkiye tarihinin alnına sürülecek kara leke olacaktır. Darbe girişiminin artçıları ve buradan çıkan sonuçlar da bir o kadar konuşulmayı hak ediyor. Darbe girişiminin ardından yaşananların kime fayda sağladığına, neleri kolaylaştırdığına baktığımız zaman, kafamızda oluşan soruların yanıtlarını daha kolay bulacağımızı düşünmekteyim.

Geçtiğimiz dönemde ülke adına konuştuğumuz konular bombaların patlamasıydı, terör olaylarıydı. Bu dönemde konuştuğumuz konular bunlardan farklı olarak adaletin, eğitim sisteminin ve ekonominin çökmesi oldu ne yazık ki. Sosyal devletin dört ana görevi bulunmaktadır sevgili meslektaşlarım. Bunlardan birincisi adalettir, ikincisi eğitimdir, üçüncüsü güvenliktir ve dördüncüsü de sağlıktır. Darbe girişiminin ardından kaybolan en önemli değerimiz adalet oldu. Sevip sevmemeniz, destekleyip desteklememeniz önemli değil; ana muhalefet partisinin lideri tek başına kaybolan bu değerimize sahip çıkmak adına bir yürüyüş gerçekleştirdi ve bu yürüyüş sırasında kendi partisi de dahil olmak üzere hiçbir siyasi parti ya da sivil toplum kuruluşunun adını kullanmadı. Kişilerin sadece kendi isimleri ile katıldıkları bu yürüyüşte ülkeye genel bir adalet çağrısı yapıldı. Ancak bu anlamlı girişim, birkaç dikkate bile alınmaya değmez polemiğin boğuntusuna getirilerek yok saydırıldı, doğru sonuca ulaşması engellendi.

Son on yılda sadece adalet kavramının kaybıyla değil pek çok değerin yitirilmesi ile ülkemiz bir çöküşe doğru hızla yol almakta; halk ise küçük, günlük polemiklerle oyalanmaktadır. Kurumların yanı sıra şehirlerin de bellekleri yok edilmiştir.

Ne yazıktır ki eğitimini tamamlamış ve bir fırsatını yakalayabilen tüm gençleriniz ülkeden gitme, yurt dışına yerleşebilme çabasındadır. Son 10 yılda güvenlik kavramı büyük yara almıştır. Ergenekon, balyoz, kozmik oda kumpaslarıyla görevlerinden alınan güvenlik güçlerinin yerine, çeşitli minnet duyguları göz önünde bulundurularak getirilen yeni güvenlik güçlerinin yaptıkları ortadadır. Eğer tek gayesi Mustafa Kemal’in Askeri olma inancı dışında olan personeller tekrar yerleştirilirse, bu meczupların önümüzdeki dönemlerde de bu minnetlerini göstermek için farklı çabalar içerisinde olacakları aşikârdır.

Eğitimin sisteminden ise bahsetmek dahi istemiyorum. İmam hatiplere ve devletin veremediği eğitim ve öğrenim için özel okullara saçtığımız haraç gibi servetlere girmiyorum bile. Müfredattan Atatürk ilke ve inkılaplarının çıkarılması kabul edilemez. Anca düşman yapabilirdi bunu. Atatürk’ü ve onun fikirlerini anlayamayanın, ne evrim teorisini, ne ahlakı, ne de çağdaşlığa giden yolu anlaması beklenilemez. Bilim ve sanata değer vermeyen, düşünmeye, konuşmaya izin verilmeyen ülke yok olmaya mahkûmdur. TÜBİTAK bilim ödüllerinin hangi projelere verildiğini şaşkınlıkla izliyoruz. TÜBİTAK'ta reddedilen çocuklarımızın dünyanın en iyi bilimsel yarışmalarında kazandıkları birincilikleri ve aldıkları bursları da ancak uzaktan izliyoruz. 

Sağlık sistemine gelindiğinde bu dörtlü içinde en iyi varlığını koruyan sistem olmasına rağmen buradaki sorunları da hep birlikte yaşıyoruz. Hepimizin sağlık çalışanı olarak gayesi, vatandaşın daha sağlıklı yaşamasıyken devlete tarafından yapılan şehir hastanelerine %70 doluluk garantisi veriliyor. Yani koruyucu tedaviyi hiçe sayıyorlar. Ya sağlığımızı kaybedip %70 oranını yakalayacağız ya da boş hastanelerin bedelini yine bizler ödeyeceğiz. Tedavi ve ilaç bütçeleri dişe dokunur şekilde artmazken tanı için harcanan para inanılmaz.

Örneğin Dünyanın en fazla MR çekilen ülkesiyiz. Özellikle tanı konusunda yapılan çalışmalarda, yurt dışındaki ikinci el kullanılamaz durumdaki malzemeler Türkiye’ye getirilmiştir. Böylece, hem ülkedeki vatandaş sıklıkla kullanılan görüntüleme cihazları ile zehirlenmekte hem de milletin parası birilerinin cebine haksız yere girmektedir.

Ekonomi için ise söyleyecek söz bulamıyorum. Hepimiz yaşayarak görüyoruz. İşsizlik aldı başını gidiyor. Üretim düşüyor, Tarım da, hayvancılık da  bitti, çoğu ithal edilmeye başlandı. Çarkları döndürmek için maalesef herkes krediye, dış kaynağa bağımlı, Ülke olarak dış kaynak bulamaz isek, korkarım çok sıkıntılı sürece girilecektir.

Başkanlık sistemi, ohal, parlamentonun işlevsizleştirilmesi, yandaşlar, havuzlar, tetikçiler, troller, yolsuzluklar, Misak-ı Milli sınırlarının tehdidi; Her biri için günlerce konuşabiliriz. Ama en büyük sıkıntı nedir biliyor musunuz meslektaşlarım, ülkede yaşayanlar olarak üçe ayrılıyoruz artık:

Birincisi, bu anlattıklarımı bilenler, içi kan ağlayanlar, ülkesi için çırpınanlar, ikincisi, anlattıklarımın çok iyi şeyler olduğunu düşünenler, kindarlar, kendisi için yaşayıp, çıkarı için satanlar, üç ise çok basit yan gelip yatan Suriyeliler.

Sizlerden özür dilerim çok karamsar konulara girdiğim için ama bunları hep hatırlamamız lazım, geleceğe yön verebilmek için geçmişi, yaşananları bilmemiz gerekiyor.

Evet. Biraz da size bir yıllık dönemde neler yaptık  çok kısa anlatmaya çalışayım.

Bizler artık Bursa Eczacı Odası olarak 1100 kişilik bir aile olmanın gururunu ve sorumluluğunu taşıyoruz. Attığımız her adımın, yaptığımız her projenin, ağzımızdan çıkacak bir sözün hepimizin huzurunu ve ekonomisini etkileyeceğinin farkında ve bilincindeyiz. Bu yaklaşımımızın kazançlarını da hep birlikte yaşıyoruz. En başta sosyal güvenlik kurumunda reçete kontrollerinde kesintilerimiz Türkiye’nin en düşük düzeyine indi. Yüzde ikilerden On binde sekizlere düşürdük bu oranı. Bu çalışmayı da sadece iyi niyet diyalogları ile gerçekleştirdik. Yine Sağlık müdürlüğü ile olan iyi diyaloglarımız sonucunda, gerek reçetesiz ilaç satışı gerekse eczane denetimleri diğer birçok ile göre çok daha anlayışlı geçmekte. 

Tarım ve hayvancılık bakanlığı ile yaşadığımız sıkıntıda, bürokratların sıklıkla değişmesi sonucunda Bakanlık düzeyinde bir sonuç alamayınca, yerel mahkemelere başvurarak davamızı açtık ve kazandık. Normal şartlarda kazandığımız mahkemenin kararına göre bu ruhsatlar hiçbirimizden istenmemek durumunda, fakat Bakanlık mahkeme kararını uygulamamak konusunda direnç gösteriyor. İşte adalet.

Sıralı dağıtımlar konusu bizler için çok önemli. Hepimizin çok iyi bildiği gibi Bursa Eczacı Odası ilk sıralı dağıtımları 2000 yılında Uludağ Üniversitesi’nde başlatmıştı. Tabi bu yıllar içerisinde gerek Bağkur, gerek Emekli Sandığı doğrultusunda kabul gördü. Ve yıllardan beri de ülkemizde uygulanan bir sistem halini aldı. Bursa Eczacı Odası’nda da gayet başarılı bir biçimde uygulanıyor. Bundan kıvanç duyuyoruz. Bununla alakalı olarak 1 Eylül 2016 ile 15 Ağustos 2017 aralığında Odamızdan toplam 6 bin reçeteyi eczacılarımıza dağıttık. Bunun toplam tutarı 30 milyon civarında. Ve bu dağıttığımız 6 bin reçeteden sadece bir tane kesintimiz oldu, onun da davası halen devam etmekte. Bursa Eczacı Odası sıralı dağıtımlar konusunda sayısız denetimler geçirmiş ve her birinden de alnı ak olarak çıkmıştır. Her zaman olduğu gibi bu konuda da tüm meslektaşlarına eşit mesafededir.

Ankara’da Merkez Heyeti'nde bulunmamızın bu dönemde çok faydalarını gördük, görmeye devam ediyoruz. Önümüzdeki dönemde, yeni oluşturulacak Merkez Heyeti'nde Bursa Eczacı Odası olarak temel değerlerimize uygun düşünce ve çalışma koşullarının oluşmasını sağlayabildiğimiz takdirde, mutlaka o yapının içinde bulunmak zorundayız.

Bu dönem sadece 6 ayda 38 eğitim düzenledik. Haftada bir buçuk eğitime tekabül eden bu yoğun temponun içerisinde yer alan ve eğitimlere katılan meslektaşlarıma mesleğimize verdikleri katkıdan dolayı çok teşekkür ederim. Eğitimlere katılamayan meslektaşlarımızın da önümüzdeki dönemlerde düzenlenecek olan eğitimlere katılımlarını önemle rica ediyorum.

Medikal malzeme ve hasta bezlerinin eczanede sgk kapsamına alınması bizler için olumlu bir hamledir. Zaman içinde, ilaçta olduğu gibi, sistemler oturacaktır. Prosedürler azalacaktır. Bu arada şunu belirteyim, medikal malzeme eğitimlerini ilk veren Oda'yız, İstanbul, Sakarya, Gaziantep gibi Odalar da bizim hazırladığımız sunumları kullandı. 

Çözüme kavuşan önemli konulardan biri de stok affı oldu. Stok affının eczacıya gerçek getirisi yaklaşık 1-1,5 milyar TL düzeyinde oldu. Çünkü o şişmiş stokun gelir vergileri ve cezaları üst üste bindiği zaman karşılık rakam 1,5- 2 milyar TL'ye geliyordu. Bunu 200-250 milyon TL ile çözmüş olduk. Özellikle eski eczacıların,   tüm envanter kamburu üstlerinden kurtuldu. Bundan sonrada hepimiz eczane muhasebesine daha fazla özen göstermek zorundayız. 

Değerli meslektaşlarım bu dönemde iki ayrı anket düzenledik. Bu anketleri kimlerin doldurduğu kesinlikle bilinmemektedir, ancak vereceğiniz bilgiler bizim için çok önemlidir. Bursa Eczacıları ile ilgili çok önemli haritalandırmaların ve istatistiklerin hazırlanmasına katkı sağlayacak olan bu ankete tüm eczacı arkadaşlarımızın katılımını önemle rica ediyorum.

Önümüzde çok önemli bir OTC süreci var. Mesleğimiz gerçek bir yol ayrımına gelmiş durumda. Umarım bu evrimleşme süreci bizim için iyi olan yola doğru gerçekleşir. Biliyorsunuz ki, tüm dünya OTC’den vazgeçip eczacının danışmanlığında hizmet vermeye dönerken, bizim bu marketleşme basamağını atlamamız, Amerika’yı yeniden keşfetmememiz gerekir diye düşünüyorum. Bu süreç bizi eğer marketleşmeye götürürse, ne kadarımız sağlam çıkar bilemiyorum. Marketleşme gibi bir tercih eczacıların dünya devlerinin önüne atılması ile eşdeğer olacaktır.

Smart eczane, rehber eczane. Değerli meslektaşlarım. Meslek hakkı istiyorsak, daha saygın, bilimsel bir eczacılık istiyorsak, devlete bunu istediğimizi göstermemiz lazım. Bu da rehber eczane eğitimlerini alıp, hasta takibi yapıp, aldığımız verileri dokümente etmekten geçer. Veri oluşturup, Bakanlığın karşısına "biz eczacılar olarak eczanemizde hastaya verdiğimiz hizmetten, bilgiden ve eğitimden dolayı, iyileşme süresini kısalttık. Kullanılan ilaç miktarını azalttık. Ek hastalıkların oluşmasını engelledik ve bunları yaptığımız için devlet bütçesine şu kadar katkı sağladık" deyip bu katkıdan pay istememiz gerekiyor. Bu da öncelikle kendimizi ve personelimizi eğitip, geliştirmekten geçer.

Merkez Heyetinde yapılan ve yapılacak işleri Merkez Heyeti üyemiz sizlere aktaracağı için bu konulara ben girmek istemiyorum.

Evet  Değerli meslektaşlarım, bu yıl aynı zamanda Bursa Eczacı Odası'nın seçimli genel kurullarında 50. Yılı. Böylesine değerli bir zamanda çok daha önemli konuların gündeme gelmesi gerektiği kanaatindeyim. Ne yazı ki, Ülkemizin alt gelir gurubundaki vatandaşları ilerlemeye ve yeniliklere üst gelir guruplarına oranla çok daha yoğun biçimde karşı durmakta, adeta içinde bulundukları ekonomik ve sosyolojik şartlardan memnunlarmış gibi gerilemenin peşine takılıp sürüklenmektedirler. Şu husus bilinmelidir ki, Kalkınma tek bir kurumun ya da tek bir olgunun yalnız olarak gerçekleştirebileceği bir hamle değildir. Bu ülke kalkınacaksa tüm kurumları, tüm birimleri ile aynı anda kalkınma hamlesini gerçekleştirmelidir. Bu nedenle mesleğimizin kalkınmasını istiyorsak hep birlikte çevremizin kalkınmasına da destek olmamız gerekiyor.

Konuşmama burada son verirken, beni sabırla dinlediğiniz için teşekkür eder, hepinizi saygıyla selamlarım.

Bursa Eczacı Odası 27. Dönem Başkanı Ecz İ.Yalın Ökmen'in 16.09.2017 tarihinde gerçekleştirilen Bursa Eczacı Odası Seçimli Olağan Genel Kurul konuşma metnidir.

Okunma Sayısı: 275