19-20 Nisan tarihlerinde sağlık çalışanları “çok ses tek yürek, tek ses çok yürek” sloganı ile iyi hekimlik ve nitelikli sağlık hizmeti için zorunlu gördükleri 15 acil taleplerini duyurabilmek amacı doğrultusunda iki günlük grev kararı aldılar.
Sözü edilen olan on beş acil talep aslında iki temel konu üzerinde yoğunlaşıyor.
Tüm hastalar için yasal hakları olan sağlık hizmetleri ücretsiz, ulaşılabilir ve nitelikli olmalı.
Bu hizmeti verecek olan sağlık çalışanları sağlıklı, güvenli ve güvenceli koşullarda insanca yaşayabilmeli.
Geçtiğimiz günlerde Sayın Başbakan seçim paketini 2023 yılını göstererek açtı.
Doğrusunu isterseniz işçi, memur, emekli, esnaf, patron yani toplumun tüm kesimlerinin bırakın on iki yıl sonrasını üç gün sonrasını bile güvenceli görmediği ve endişe ile beklediği ülkemizde 2023 planı tam bir masal gibi geliyor. Hem de insanları on iki yıl uyutmaya çalışacak bir masal.
On iki yıl sonrasını yıkılmadan kimler görebilecek bilmem ama istikbal sınavlarında bile şaibe yaşanan ve o yılları sırtlayacak gençleri de tatmin edecek bir masal gibi görünmüyor.
Aslında iktidarın uygulamaya koyduğu “sağlıkta dönüşüm” adındaki lale devri masalı da yakın bir gelecekte sona erecek. Çünkü ekonomik veriler açıkça bunu gösteriyor. O yüzden iktidar artık yakın gelecek için toz pembe vaatler veremiyor.
1999 Yılında yıllık 5 milyar (eski lira ila 5 katrilyon) sağlık harcamaları 2008 yılında 58 milyara ulaştı. Vatandaşın cebinden çıkan para da 10 milyarı aştı.(eski lira ila 10 katrilyon)
Şimdi şunu sormak gerekiyor;
1-Acaba vatandaşın sağlıklı yaşam kalitesi bu oranda arttı mı?
2-Her yıl ortalama 50 milyarın üzerindeki bu gideri devlet nereye kadar taşıyacak?
Azıcık matematik bilen bir kişi sonucu tahmin edebilir.
Batağa saplanan sağlıkta özelleştirmenin yükünü hafifletmek için seçilen yol basit.
1-Vatandaş elini daha çok cebine atacak.
2-Sağlık emekçilerinin ücretleri düşürülebildiği kadar düşürülecek ve sosyal güvenceleri yok edilecek.
Sandıktan ben çıktım istediğimi yaparım anlayışı içinde dayatmalar ile çıkarılan yasalara, sağlık çalışanlarını hedef gösteren açıklamalar ile toplumdan destek aranmaya çalışılıyor.
Bu da yetmiyor doktorluk hizmetini kelepir fiyatına düşürmek için büyük çoğunluğunda doğru dürüst eğitim verilemeyen 56 Tıp Fakültesi sayısı 76ya çıkarılmaya çalışılıyor.
Bir milyon kişiye bir Tıp Fakültesi rakamı ile dünya tıp tarihinde rekora gidiyoruz ama kadavra eğitimi bile alamamış sadece altı yıl süre ile bir binaya gidip gelmiş sanal doktora insan hayatını nasıl teslim edeceğiz merak ediyorum.
Bir deyim vardır “bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete”.
Demokrasi bir günlük sandık zaferi sonrasında balkondan verilen on dakikalık nutuk ile sınırlı kalmayan verilen görev süresince toplumun tüm kesimlerine kulak veren bir kültürdür.
Ülkemizde sağlık çalışanları ve örgütleri senelerdir çekincelerini dile getirdiler ve süreçte hep haklı çıktılar.
Unutulmamalı ki Türk Tabipleri Birliği öncülüğündeki 19-20 Nisan haykırışları da sadece kendileri için değil bütün ülkenin sağlık geleceği içindir.
19.04.2011 - Gazete Avrupa- Ecz.Kubilay Aydın